MUHTEŞEM YÜZYIL HÜRREM'İN MÜCEVHERCİSİ BOYBEYİ 130 YAŞINDA

02.02.2011 18:57:11

Muhteşem Yüzyıl dizisinde kullanılan mücevherleri de tasarlayan Boybeyi Mücevher, 130’uncu yılını ‘Çukur Kule’de açacağı müzeyle kutlayacak.


MUHTEŞEM YÜZYIL HÜRREM'İN MÜCEVHERCİSİ BOYBEYİ 130 YAŞINDA Nuriosmaniye Kapısı'ndan içeri… Sağlı - sollu kuyumcu dükkanları. Göz kamaştırıcı. Yürümeye devam. Müthiş enerji dolu bir kalabalık. Resmi kayıtlarda "64 cadde ve sokak" deniyor. Öyle karmaşık ki Kapalıçarşı, rakama ikna olmak zor. Bu labirentle başa çıkmak için 'Çarşı'nın tozunu yutmuş' olmak lazım -onlardan değilim. Kaybolmak çok mümkün. Kurulduğu 1461 yılından beri halka halka büyüyüp (özellikle Kanuni zamanında) bugünkü haline 1896'da gelmiş burası. Daima "Doğu'nun gizemi ve zenginliği" havasını taşıyan Kapalıçarşı'nın en bilinen kerteriz noktasına gidiyorum.

Kalpakçılar Caddesi boyunca ilerlerken ikinci sağa, Kuyumcular Caddesi'ndeki numara 33'e yani. Eskilerin "Çukur Muhallebici" dedikleri, 1970'lerden bu yanaysa Boybeyi Mücevher mağazası olan yer: Bilinen tarihi 250 yıla uzanan, 11 metrekarelik zemine sahip iki katlı, kubbeli, ahşap; çeşmesi ve dışarıdan merdivenleri olan eşsiz bir yapı. Geçmişte saray erkanı, çarşı turlarında burayı bir tür "VIP salon" olarak kullanmış. Tulumbacıların merkezi, gümrükleme binası, karakolluk da yapmışlığı var. Son 40 yıldır kuyumcu ama yakında yine altına, zümrüte, yakuta ev sahipliği yapacağı bir müze olacak üst katı. 11 metrekarelik 'üst kattaki' sedirlerde oturuyoruz. Alçak tavanlı, küçük pencerelerinden Kuyumcular Caddesi'nin sonsuz devinimini rahatça izlediğimiz, yeni tanımlamasıyla "Çukur Kule"de, Mete Boybeyi'nin misafiriyim. Seremonik Türk kahvesi servisi, sohbetin de akışını belirliyor: Derin, ahenkli, keyifli…

SOYU YAVUZ SULTAN SELİM DÖNEMİNE DAYANIYOR

46 yaşındaki Mete Boybeyi bu mağrur soyadına, Soyadı Kanunu'ndan çok önce sahip olan bir aileden geliyor. "Oğuz Beyleri'nin Beydili Kolu'nun Yavuz Sultan Selim emriyle Kilis'e yerleşmiş Boybeyi Ailesi" diye özetliyor soyağacını. 1516'dan beri Kilis'e yerleşik aile, bölgeyi idare eden, vergisini toplayan, savaşa asker gönderen bir nüfusa sahipmiş.

Geçen yüzyıllar içinde ticarete yönelen ailenin güçlü temsilcilerinden Kara Hakkı, Kilis'te ilk oteli açan, zeytinyağı fabrikası kuran, ateş arabası getirtip ulaştırma hizmeti veren hatta ilk sinemayı getiren isim. Kilim, dokuma, gıda, altın ve mücevher ticareti zaten var… Kara Hakkı işlerini altı oğluna taksim etmiş. Sene 1881. Altın işi, Mete Boybeyi'nin büyük-büyükdedesinin (Boybeyi Ahmet Zarifi) payına düşmüş. Hayranlıkla içinde bulunduğum bu küçük 'oda'daki ceviz ağacından, el yapımı, antika vitrinin içinde bir kısmı sergilenen mücevher ve altın objeler o dönemlerden itibaren ailenin ürettiği - gelin başlığından gerdanlıklara kadar uzanan - nadir parçalar. Bunun üzerine bir de Mete Boybeyi'nin özellikle yurtdışındaki antikacılardan ve İstanbul'daki müzayedelerden aldığı ve neredeyse altının yolculuğunu belgeleyen özel parçalar var. 100 parçanın üzerindeki bu koleksiyon, Boybeyi'nin kuruluşunun 130'uncu yılında (2011) hayata geçecek müzede sergilenecek eserlerden bir bölümünü oluşturuyor. Çukur Kule'ye ilişkin tarihi belgeler, fotoğraflar ise müzede yer alacak diğer eserler olacak. Rahmi Koç'un projeyle bizzat ilgilendiği, bazı müzelerin ortak çalışma teklif ettikleri Çukur Kule müze projesi gerçekleştiğinde ziyaretler -11 metrekare engelinden dolayı- randevu alınarak gerçekleşecek.

Bu mekanın şansı, ona Boybeyi Ailesi'nin sahip olması (1957'de Kilis'ten İstanbul Kapalıçarşı'ya gelen Baba Mehmet İhsan Boybeyi, 1970'te burayı almış). Mete Boybeyi yapının üzerine titriyor. Kapalıçarşı'da bulunan dört Boybeyi mağazasından biri olarak değil, kültür varlığı olarak görüyor. Ortadoğu, Uzakdoğu'dan burayı ziyaret eden kraliyet ailelerinden söz ediyor -isimleri saklı kalmak koşuluyla. Forbes'un dünyanın en zenginleri listesine giren isimler de var ziyaretçiler arasında, Türk kamuoyunun ekonomi ve magazin haberlerinden tanığı ünlü isimler de… Gerçekçi olmak gerekir ki onları buraya çeken Çukur Kule'nin kendisinden çok Boybeyi'nin tasarımları.

11 YAŞINDA ATÖLYEYE ADIM ATTI

Bu tasarımlar 130 yıldan süzülüp geliyor. İçinde Kilis, Halep ve Kapalıçarşı'nın en iyi kuyum ustalarının maharetini ve üstün işçilik prensibini, dönemin yüksek estetiğini ve şaşaasını taşıyor. Bunlara bir de Mete Boybeyi'nin keskin zekası ve kültürüyle harmanladığı tasarım anlayışını ekleyince ortaya çıkan mücevherlere sahip olmak için Atlantik'in öbür yakasından özel uçak kaldırılmasına şaşmamalı. "Aile işlerinde, ilerleyen kuşaklarda çözülmeler görülür; doğaldır. Bizde yaşanmadı. Dört - beş yaşlarındayken babam beni işyerine getirir, Beyazıt Kulesi'ne çıkarır, oyuncakçıları gezdirir, buraları sevindirir, eğlendirirdi yani. 11 yaşında atölyeye adım attım. Altının ham halinden vitrine çıkana kadarki tüm aşamalarında yaz tatillerinde çalıştım. Meslekle çocukluktan bir bağ kurulunca kopamıyor insan haliyle" diye ifade ediyor Boybeyi, dördüncü kuşak olarak işlerin başında -üstelik de büyük tutkuyla- bulunmasını.

Mete Boybeyi babasının yönlendirmesiyle gittiği İtalyan Lisesi'nden mezun. "Çünkü" diyor Boybeyi, "Roma İmparatorluğu'nun zengin kültür ve sanat birikimini taşıyor İtalya. Okulda da bize o enerjiyi verdiler. İtalyanca dışında Latince öğrendik, kültürün içine girdik. İtalya'daki mimariyi derinlemesine inceledik. Mimariyle mücevherin yakın bağı vardır. Babamın okul seçimi Boybeyi Mücevher'in devamı için başarılı bir seçimdi". İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Ekonometri Bölümü mezuniyeti ise iş hayatında ve tasarımlarında farklı bakış açıları geliştirmesinde etkili olmuş.

Mete Boybeyi şirketin yöneticisi olmakla beraber beş kişilik tasarım ekibinin de başında görev alıyor. "Dünyanın her yerine gidiyorum. Her açıdan inceliyorum gittiğim ülkeleri; mimarisi, kültürü, müzeleri, insanların değerleri, yaşayışları… Tüm bunlar tasarımlarımı etkileyen unsurlar" diye anlatıyor. Üzerinde dikkatle durduğu konu ise modanın değil stilin öne çıkması, "Mühim olan kendi tavır ve tarzınızla ilgili o markada ne bulacağınız artık" diyor ve ekliyor: "Bu yüzden tasarımlarımızı dört farklı temada yapıyor ve dört ayrı mağazamızda satışa sunuyoruz".

MÜCEVHERLER TAMAMEN ELDE YAPILIYOR

Çukur Kule'nin giriş katındaki mağazada Antik dönem ve Osmanlı döneminden esinlenilen tasarımlar yer alıyor. Kalpakçılar 151'de Avrupa tarihinin izlerini sürmek, özellikle Victoria dönemine rastlamak mümkün. Numara 163'de "Next" başlığında topladıkları ve daha çok 'fashion' modeller var. Acıçeşme numara 22'de ise ilhamını Primitif dönemden alan eserler satışa sunuluyor. "Eserler" diyorum zira Boybeyi'nin mücevherleri tamamen elde yapılıyor ve hemen her tasarımdan tek bir tane üretiliyor. Boybeyi yılda dört kez koleksiyonlarını yeniliyor ve toplamda 200 ayrı tasarım yapılıyor. Dört mağazanın da vitrini, bir santimetrekare boş alan bulunmayacak kadar dolu. O 'kalabalığa' rağmen diğer vitrinlerden farklı olduğu bir şekilde hissediliyor. Farkı kavramak için yakınlaşmak gerekiyor vitrine. Ama işte o an, zamanın durduğu an. Zira her bir mücevhere süresiz bakabilir; bir diğerine geçtiğinizde bambaşka bir hikayeyle karşılaşıp gönlünüzü ona kaptırabilirsiniz. Sonra diğerine, diğerine… Boybeyi mücevherlerinin bu tılsımını "Mücevherin hikayesi ve yarattığı his dördüncü boyuttur ve ona hayran bırakan unsur da budur" diye açıklıyor.

MÜHTEŞEM YÜZYIL KARAKTERLERİNE ÖZEL TASARIMLAR

Bu tılsıma kapılmış olanlar arasında, yayınlanmaya başladığı günden beri her kesimin üzerine söz söylediği ama prodüksiyonunun kalitesine dil uzatılamayan dizi "Muhteşem Yüzyıl"ın yaratıcıları da olmalı. Dizide kullanılan o göz kamaştırıcı tüm takıları Boybeyi yapıyor. Mevcut "Hürrem" koleksiyonu dışında karakterlere özel 72 parça mücevher yapılmış şimdiye kadar. Mete Boybeyi, "Karakterin kim olduğu, hiyerarşik düzen içerisindeki yeri gibi noktalar göz önünde bulunduruldu.

Funda Bahadır / Forbes







Yeni Yorum ekle:
İsim
Email
Gönder